SON DAKİKA

Tek Kocaeli Gazetesi | Kocaeli Haber | Kocaeli Son Dakika | Kocaeli Gündem
FLAŞ Seçim Açıklaması
İşte Son Korona Virüs Verileri
Fehmi Demir
mm

İdlib Meselesi İç Barışımız ve Yeni Bir Konvansiyonel Savaşa Hazırlık

İdlib Meselesi İç Barışımız ve Yeni Bir Konvansiyonel Savaşa Hazırlık

Bizim ‘savaşçı’ bir millet olduğumuz söylenir. Aslında barışçıl yanımız daha ağırdır. Zira kelime manası ‘barış’ olan yüce bir dine inanıyoruz ama rahmetli Muhsin YAZICIOĞLU’nun “Kan dökmeyi seven bir millet değiliz. Ancak söz konusu vatan ise dünyanın şah damarını keseriz.” veciz sözlerinde anlamını bulan bir gerçekliğimiz var.

Türk Tarihini okuduğumuzda bir çok seferler yapıldığını, savaşlar edildiğini, zaferler kazanıldığını görürüz. Malazgirt’ten Çanakkale’ye, oradan Büyük Taarruz’a, Kıbrıs Barış Harekatı’na ve en son İdlib Bahar Kalkanı’na kadar…

Atalarımız Osmanlı, savaşa siyasi ve toplumsal olarak nasıl hazırlanıyordu?

Dönemin dinamiklerini göz önünde bulundurarak bu soruya kısaca bakalım istiyorum;

Osmanlı İmparatorluğu’nda herhangi bir ülke ile savaşmaya karar verileceği zaman padişahın huzurunda bir meclis toplanır. Divân-ı Hümâyûn üyelerinin yanı sıra Kaptan Paşa, Şeyhülislâm, Yeniçeri Ağası, bazı beylerbeyi ve komutanlar da katılırlar. Herkese söz hakkı verilerek fikri alınır…

İlgililerden ordunun, donanmanın ve hazinenin durumu hakkında bilgi paylaşması istenir. İlk yapılacak şey, Şeyhülislâm’dan veya önde gelen din adamlarından savaşın meşruluğuna dair fetva almaktır. Fetva alınıp, savaş kararında ittifak edilince padişahın tuğları Cebehâne’nin (savaş malzemelerinin saklandığı depo) önüne dikilir. Bundan sonra da bütün Osmanlı ülkesi harekete geçirilirdi.

Bu bilgilendirmeyi neden yaptım?

Osmanlı Devleti, kuruluşundan Karlofça Antlaşması’na kadar (1699) girdiği savaşların ekserinden galibiyetle ayrılmıştır. Bu başarıyı, savaş meydanında orduyu sevk ve taktik yeteneğinde olduğu kadar cephe gerisinde de aramak gerekir.

Savaşların muvaffakiyetle neticelenmesi, hiç şüphesiz savaş hazırlıklarının mükemmel olmasına bağlıdır. Savaş öncesinde yapılan istişareler, halk zihinlerinin savaşa hazır hale getirilmesi de asla göz ardı edilmemesi gereken gerçeklerdendir.

Osmanlı yönetim yapısı itibariyle ‘tek tip’ bir idare olmasına rağmen dayanışmaya, fikir alış verişine son derece önem vermiştir. O yüzden yapılacak bir sefer kararı, Divan-ı Hümayün’de uzun müzakereler neticesinde alınmıştır. Bu müzakereler sırasında, seferin gerekli olup olmadığı, düşmanın ve Osmanlı ordusunun durumu tartışılmış, hudud boyundaki beylerbeylerin gönderdikleri raporlar okunmuştur. Gözü kara hiç bir yere dalınmamıştır.

Son İDLİB operasyonunda gördük ki ülkemiz girmiş olduğu böylesi önemli bir mücadelede içeride birliği sağlayamamıştır. “Türkiye’nin orada  ne işi var?” diyenden tutun, “Savaşa hayır.” kampanyaları açanlara kadar ciddi bir kitle olayın önemini ve vahametini anlayamamıştır. Bu soruları soranların marjinal boyutta kalması icap ederken, büyük bir kesim maalesef bu tutumunda ısrarcıdır.

Olayın bu hale gelmesinde suçlu kanaatimce ülkeyi yönetenlerdir. – Tarihsel gerçekler böyle düşünmeme neden olmaktadır.- Böylesi konvansiyonel bir savaşın kapısını aralamaya meyyal ciddi olayda, toplumsal mutabakatı sağlayacak yegane unsur devletin başıdır. Her eleştiriyi bastırmak, muhatabını hain ilan etmek yerine, ikna yoluna gitmeli, bazı değerlendirmeleri kamuoyuna bırakmalı, bazılarını tarihe havale etmeli ve bazılarını da savaş sonrası görülmek üzere hesap defterine kaydetmelidir.

Ne yazık ki böyle yapılmamıştır. Ordumuz İdlib’de destanlar yazarken, siyasiler milletin meclisinde yumruk yumruğa kavgaya tutuşmuşlardır. Hakaretler gırla gitmiştir. Yaptıklarının sokağa yansımasını hiç hesaba katmayanların bu davranışları milletimizi üzmüştür. Ayrışmayı biraz daha artırmıştır.

Halbuki her sefer öncesinde Osmanlı Padişahları tebdili kıyafet ederlerdi. Halkın nabzını tutarlar, ondan sonra sefere karar verirlerdi. Halkın yekününün desteğini almadan bir savaşta başarılı olunamayacağını bilirlerdi.

Fatih’in İstanbul’u kuşatmadan önce yaptığı şu hareket meşhurdur;

Koca Sultan İstanbul’u fethetme planları yapmaktadır. Fetih’e girişmeden önce, halkını imtihan etmek ister. Sabahın erken saatlerinde tebdili kıyafet ederek, Osmanlı’nın başşehri olan Edirne’de çarşıya çıkar. Bunları yaparken dikkat edin, yaşı henüz 21’dir.

Çarşının bir tarafından girip, alışveriş yapmaya başlar. Birinci dükkâna varıp bir şey alır. İkinci bir şey istediğinde dükkân sahibi vermez. Dükkân sahibi Sultan’ı tanıyamamıştır. Fatih Hazretleri ‘ürün’ olduğu halde neden vermediğini sorar;

Adam:

“Ben sana bir şey satmakla sabah siftahımı yapmış oldum, ikinci alacağını da karşıdaki dükkândan al. Çünkü o henüz siftah etmemiştir.” der.

Fatih memnun olur. Öbürüne varır, bir miktar erzak alır… İkincisini istediğinde o da vermeyip komşu dükkâna gönderir. Böylece Hazreti Fatih koca çarşıyı baştan sona kadar dolaşır… Hepsinde aynı mukabele ile karşılaşır.

Aldıkları erzakı, medresede ilim tahsil eden talebelere gönderir, kendisi de saraya gelip Allah’a şükür secdesine kapanır ve şöyle der:

“Ya Rabbi! Sana hamdolsun… Bana böyle birbirini düşünen millet ihsan ettin. Ben bu milletimle değil Bizans’ı, dünyayı bile fethederim.”

Olay budur. Devlet ve millet olarak kaynaşmayı bilmeli, topyekün seferber olacak zihin yapımız oluşturulmalıdır. Sonrasında sırtımızı yere getirecek hiç bir güç yoktur.

Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Mustafa Kemal Atatürk ve Dağdelenoğlu çocuk arasında geçen hikayeyi bulup mutlaka okumanızı öneriyorum. ‘Dağdelenoğlu’ yazarsanız google amca hemen söyleyi veriyor.

Milletimiz şunu asla unutmasın;

İnsanlar gibi coğrafyaların da kaderi vardır. Her ikisi de bu yazgıdan kaçamazlar. Osmanlı’nın son dört yüz yılında Rusya’nın çok büyük tesiri vardır. Hatta Rusya’yı ‘Osmanlı’nın çöküşe giden sürecini hızlandıran tek ülke’ olarak niteleyebiliriz.

Kader dönüp dolaşıp bizi yine Rusya ile karşı karşıya getirmiştir. Tahkimatımızı, gücümüzü bilmek durumundayız. Rusya ile yapılan her anlaşma ve her adım bu gerçeklik üzerinden okunmalıdır.

Son söz olarak belirtelim;

Ruslara güven olmayacaktır. Bu anlaşma da delinecektir. Çünkü Rusya’nın genlerinde bu vardır. Rejimi durdurmayacak, ilerletmeye çalışacaktır. Bu aşamadan sonra işin Hatay’ı da kapsamayacağını kim iddia edebilir?

Biz bu zaman zarfında zihinlerimizdeki savrukluğu gidermeli, kendimizi konvansiyonel bir savaşa hazır hale getirmeliyiz. Bunu için de iç barış şarttır. Hükümet edenler her eleştiriyi bastırmamalı, suhuletle değerlendirmelidir. Bu topraklarda yaşayan herkesin olumlu ya da olumsuz bir düşüncesi vardır. Hepsine gerekli ihtimam gösterilmeli, insanlar fikirsel anlamda terörize edilmemelidir.

Mehmet Akif’in;

“Girmeden bir millet tefrika ona düşman giremez,

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.” dizeleri ne güzeldir.

Vesselam…

 

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
HABER İHBAR