SON DAKİKA

Tek Kocaeli | Kocaeli Haber | Kocaeli Son Dakika | Kocaeli Gündem
Artık İhracat Yapmak Çok Kolay
Kocaeli’de Doğanların Yüzde Kaçı Kocaeli’de Yaşıyor?
Fehmi Demir
mm

Tarih Romanı Nasıl Yazılmalıdır?

Tarih Romanı Nasıl Yazılmalıdır?
Bu haber 29 Ekim 2018 - 15:25 'de eklendi

Milli hislerimizin dolu dizgin bulunduğu, geçmiş manevi motiflerimizi bize her an yaşatan dinamik bir alandır Tarih. İçerisinde gizemlerin, biraz da entrikaların, ilgi çeken daha bir çok hadisenin olması hasebiyle romancılarımızın son yıllarda bu alanı alabildiğine kullandığına ve tarih romancılığının bir hayli revaçta olduğuna şahit olmaktayız.

Romanımızın tarihle ilgili olanı, geçmişte yaşanmış olayları, kişileri, efsaneleri, –tarihi gerçeklere bağlı kalarak- kurgular vasıtasıyla anlatan edebi bir biçim olarak ortaya çıkması, tarihe olan merakın ve tarihin kolay anlaşılmasının sağlanmasının bir sonucudur diyebiliriz. Bu bağlamda eser verenler, tarihte meydana gelen hadiseleri kendi bilgi ve birikimleri ile harmanlayarak günümüz insanına yansıtmaya gayret etmişlerdir. Bu anlamda çok güzel eserler ortaya konulmuştur.

Herkesin değişik bakış açıları, tarih romanı yazarken kullandıkları biçim ve teknikler vardır. Kimi anakronizmi hiç kale almazken, kimi “Nasıl olsa kurmaca, bir bağlayıcılığı bulunmuyor, istediğimi yazarım.” derken, tercih edilmesi gereken en gerçekçi metod, bir tarihi roman yazılırken, öncelikle tarihin herkesin anlayabileceği sadelikte anlatılması ve geçmişte yaşanan olayların aydınlatılmasına yönelik kurgunun gerçek olaylar üzerinden yapılması büyük önem taşımaktadır. Yani tarihte gerçekleştiğini bildiğimiz her türlü olay olduğu şekliyle kullanılmalı, gerçek şahsiyetlerin yaşam felsefelerine, kişisel haklarına halel getirecek söz dizinlerinden kaçınılmalıdır. Zira bu aynı zamanda kul hakkıdır ve ahirette yüzleşmeyi gerektirir. Olayı anlatırken kurmaca kişiliklerin oluşturulması ve bunlar üzerinden olayın hikaye edilmesinde ise hiçbir beis yoktur. Yapılan zaten kurgu, dolayısıyla romandır.

Tarihi roman yazarı bu kurala uyabilmek için mutlaka ve mutlaka romanında ele aldığı dönemi ve olayları çok iyi bilmelidir. Dönemin sosyal yapısı, coğrafi durum, kültürel etkileşimler gibi bir çok konuda donanımlı bilgiye sahip olunmadan yazılan eser, içerisinde birçok mahsuru barındıran sorunlu bir yapı olarak ortaya çıkacaktır.

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli olay ise şudur; anlatılan olay bir nevi öğreti özelliği taşımakta, insanlar bu eserler üzerinden tarihi öğrenmekte ve öyle inanmaktadır. Yapılacak yanlışların, verilecek eksik bilgi ve yönlendirmelerin nelere mal olacağını da çok iyi hesap etmek gerekmektedir. Tam da sözün burasında şu konuya dikkat çekmek isteriz; son dönemde, tarih romanında -okuyucu kitlesinde bir karşılık bulmasından olsa gerek- akılalmaz bir anakronizm ve kirlenme söz konusudur. Tohumu yerli olmayan, duruşu ithal tiplerin ortaya koydukları eserler toplumu malesef tarih konusunda yanlışlara sevketmektedir.

Kesin olarak söyleyelim ki,batılı gözlükle, batılı kavramlarla Müslüman – Türk tarihi anlatılamaz, yazılamaz. Bunu yapanlar malesef var. Kalemleri ve kelamları güçlü, okuyucuda bir karşılığı olan ama yazdıkları ile zehirli mantarları andıran yazarları tasnif etmek ve mümkün mertepe kendimizden ve çocuklarımızdan uzak tutmak hepimizin vazifesi olmalıdır.

Tanınma ve reklam gücünü kullanan bazı kişilerin yaptıkları bu tarz çalışmalar pek süzgeçe tabi tutulmuyor, sorgulanmıyor, yargılanmıyor. “Nasıl olsa kurgu yapabilirim.” diyerek aslında bir tarih katlediliyor. Burada kitap isimleri ve yazanları sayarak bir tahlil yapacak değilim. Zaman hataları, kişlik inşalarındaki vahim betimlemeler, edebi tattan yoksun “getir götürcü” anlatımlar, lüzumsuz fantazilerin, çarpıtma sanatının zirve yaptığı eserler piyasa mebzul miktarda vardır.

Dolambaçlı anlatımların, efsane oluşturacağız diye düşülen yanlışların, gereksiz fantezilerin genç zihinlerde bir bulanıklığa sebep olduğu, tarihimizin anlaşılmasında kardan çok zarar verdiği bir gerçektir. Bunun en somut örneğini “muhteşem yüzyıl” denilen ucube dizide görmek mümkündür. Tarih romanı diye piyasaya sürülen eserlerin bir çoğunda malesef aynı yaklaşımı görmekteyiz. Nesillerimiz kendilerine gösterilenleri ve anlatılanları doğru zannederek yanlış ve tehlikeli bir tarih bilinciyle doldurulmaktadır.

Elbette tarih romanı yazılmalıdır. Muhteşem tarihi mirasımız zenginleştirilerek gelecek nesillere aktarılmalıdır. Tarih şuurunun aşılanmasında kanatimce en etkili yöntem tarih romancılığıdır. Gerçek olaylar, doğru felsefe ve olay örgüleriyle işlenmiş bir eserin, hafızalarımızda uzun yıllar silinmeyecek tatlar bıraktığına şahit olduk. Tarih romanında yeniden bu motiflere dönülmesi, eli kalem tutan kelam erbaplarının vicdanlı düşünmesi, kul hakkından çekinen bir maneviyat dünyasına sahip olunması, yazacak olanların dertlerinin vatan millet sevdası olması bu alandaki sorunu çözecek, kirlenmenin önüne geçecektir.

Selam ve dua ile…

Etiketler :


POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
HABER İHBAR