Bir gecede gerçekten cahil (mi) bırakıldık ?
Tek Kocaeli

Fehmi Demir

tekkocaeli@tekkocaeli.com

23 Temmuz 2018 Pazartesi - 16:00

Yazarın Tüm Yazıları

Bir gecede gerçekten cahil (mi) bırakıldık ?

Kendisi bir moleküler biyolog, kuantum kimyacısı, aynı zamanda bir Türkçe aşığı olan Rahmetli Oktay Sinanoğlu, "En tehlikeli sömürgecilik, köleleşme  zihinlerin ve gönüllerin sömürgeleşmesi, köleleşmesidir." der. Bunun için de sürekli ana dilin önemine vurgu yapar. Hatta "Türkiye'nin savunması Türkçe'nin savunmasıyla başlar." diye iddialı bir çıkışta bulunur. "Dilini kaybeden milletler tarihten silinmeye mahkumdur." der.

 

Eğer bir millet dünya üzerinde söz sahibi olmak istiyor, büyük medeniyetler kurmak, kültürel alanlarda etkin kalmak istiyor ise  tutunacağı yegane güçlü yanı mutlak surette dilidir. 'Dil' denen olgu milletlerin gelişimi ve güçlenmesi ile doğru orantılı bir süreçtir. Hatta bunu tetikleyen bir lokomotif görevi üstlenmektedir diyebiliriz.

 

Yerküre üzerinde birçok dil, mensubu olduğu milletlerin değişim ve gelişim parelelinde dünya dili olmuşlardır. Günümüzdeki İngilizce'nin bu denli gelişim sürecinin ve dünyaya hakim bir dil olmasının nedeni, Büyük Britanya'nın yüzyılın başındaki yayılmacı politikası ve batı değerlerinin zamanla güçlenmesi ile diğer milletleri etki altına alması sonucunda bu günlere geldiğini söylemekte bir beis olmasa gerektir.

 

Bu gün, belki farkında değiliz ama Türkçemiz de  aslında bir dünya dilidir. On Altı büyük devlet kurmuş, imparatorluklar yıkıp yapmış bir milletin dilinin başka türlü düşünülmesi zaten abesle iştigaldir. Aziz milletimiz çağlar boyu yerküre üzerinde egemenlik ihdas etmiş ve gittiği her yere ana dilini de beraberinde götürmüştür. Hatta öyle ki, Türk diline parelel gelişen bir çok dil bizim dilimizden etkilenmiş ve kendisine kelime transferleri yaparak zenginleşme yoluna gitmiştir.

 

Meselenin buraya kadar olan boyutunda bir itiraz söz konusu değildir. Asıl problem 'Harf Devrimi' ile Türk insanının bir gecede cahil bırakıldığı ve dolayısıyla Harf Devrimi’nin gereksiz olduğu yönündeki yaygın inanıştır. "Atalarımızın mezar taşında yazanı dahi okuyamıyoruz." ekseninde yapılan mülahazaların aslında bir ütopyadan ibaret olduğu gerçeğini somut veriler ışığında değerlendirerek meseleyi toparlayalım...

 

Bilinmelidir ki, atamız Osmanlı'da da bizim ana dilimiz Türkçe idi. Ünlü hikayecimiz Ömer Seyfettin hikayelerini 1906 yılında yazmaya başlamıştır. Bu gün o hikayeleri  okuduğumuz zaman arı bir Türkçe'nin bize sunduğu güzelliklerin hayranlığıyla karşılaşmaktayız. Kıt kelime dağarcığımıza rağmen hikayelerin içerisinde anlamını bilmediğimiz kelime sayısı neredeyse yok gibidir.

 

Yine Yahya Kemal, "Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik / Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik." isimli meşhur şiirini 1916'da Fransa sefiri iken yazmıştır. Mehmet Akif'in şiirleri de böyledir. Dönemim kalem erbabları böylesine öz Türkçe ile eserler verirken, yapılan harf devriminin neden yapıldığı konusu zannediyorum biraz muallakta bırakılmıştır.

 

Şunu kesinlikle kabul edelim ki, 'Arap harfleri eşittir İslam' demek değildir. Zira ilk Müslüman Türk devleti Karahanlılar'ın dili Türkçe idi ve Uygur alfabesi kullanmışlardı. Horasan erenlerini yetiştiren Hoca Ahmet Yesevi, Karahanlı devleti zamanında yaşamış ve Divan-ı Hikmet adlı eserini Uygur Türkçesi ile yazmıştır. Yine Karahanlılar döneminde yazılan Atabetül Hakayık adlı tasavvuf eseri de Uygur Türkçesi ile yazılmıştır.

 

Büyük Selçuklu devleti resmi dil olarak Farsçayı kullanırken, Mısırda kurulan Türk devletlerinden Memluklular resmi dil olarak Türkçe'yi kullanmışlardır. Asrın son imparatorluğu Osmanlı Devleti’nin resmi dili de Türkçedir. Kanuni esasinin 14. maddesinde; ‘Devletin dini İslam, başkenti İstanbul, dili Türkçedir.’ ibaresi bulunmaktadır. Hatta Osmanlı’nın son dönemlerinde her alanda yenilik hareketleri yaşanırken dil konusunda da çalışmalar yapılmıştır. Abdülmecit döneminde kurulan Encümeni Daniş’te (Bilim Kurulu) Latin harflerine geçilmesi konusunda çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bu konuda en ciddi çalışmayı ise II. Abdülhamit Han yapmıştır. II. Abdülhamit Han, “Yazımızı öğrenmek pek kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için belki de Latin alfabesini kabul etmek yerinde olur.” görüşünü belirtmiştir. Fakat Sultan'ın bu arzusu bazı nedenlerden dolayı yarım kalmıştır.

 

Görüldüğü üzere bizde Harf Devrimi 1 Kasım 1928 yılında yapılmış değildir. Bu alanda ciddi bir boşluğun olduğu ve müthiş bir ihtiyaç hissedildiği sorumlu tüm kişiler tarafından sürekli dile getirilmiş ve üzerinde ciddi manada çalışmalar yapılmıştır. 1928 yılında yapılan şey arzulanan yeniliğin Cumhuriyetimizi kuranlar eliyle hayata geçirilmesidir. Bu bir öze dönüş projesidir. Meselenin aslına rücu etmesidir. Zaten, harf devrimi ile dilimiz değil, alfabemiz değişmiştir.

 

Harf devriminin yapıldığı 1928 yılında Türkiye Cumhuriyeti nüfusu yaklaşık 14 milyondur. Bunların büyük bir kısmı kadın, çocuk ve harp malulü gazilerdir. Erkeklerde okuryazar oranı %7 (yüzde yedi), kadınlarda ise %04 (binde dört)… Bu oranlara gayrı Müslimler de dâhildir. Onların eğitime verdikleri önem düşünülürse, Müslüman halkta okuryazar oranı çok daha düşük olduğu kesindir.

 

Yani biz büyük oranda okur yazar bir toplum değildik. Eski harflerle bile okur yazar oranımız bu kadar azken "Bir gecede cahil bırakıldık." demek doğru bir tanımlama olmasa gerektir. Kaldı ki, Harf Devrimi’nden 10 yıl sonra ülkemizde okuma yazma oranı %20 seviyesine çıkmıştır. Bu da yapılan işin ne kadar yerinde olduğunu göstermektedir.

 

Burada son söz olarak şu önemli hususu belirtmekte yarar vardır. Harf Devrimi'nden sonra gelen hükümetlerin kanaatimce en büyük eksiği Osmanlıca'yı nesillere öğretmemiş olmalarıdır. Eğer Osmanlıca okullarımızda ders olarak okutulsaydı, geçmişle aramızdaki bağın bu manada kopması engellenmiş olurdu. Bu gün bile hala olmaması, seçmeli ders olarak sunulması ve tercih edenin bulunmayışı çok büyük bir eksiklik olarak önümüzde durmaktadır. Yeni Milli Eğitim Bakanı'nın bu eksiği gidermesi ve nesilleri yüz yıl önceki kökleri ile tanıştırması, aydınlık geleceğimiz açısından hayati öneme haizdir.

 

Selam ve dua ile kalınız...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın Tüm Yazıları

KÖŞE YAZARLARI

KOCAELİ NAMAZ VAKİTLERİ

İMSAK
GÜNEŞ
ÖĞLE
İKİNDİ
AKŞAM
YATSI
05:24
07:04
12:57
16:01
18:28
19:56

1. SAYFA

28,03,2018

TARİHTE BUGÜN

16 Ekim 1924
Topkapı Sarayı müze olarak ziyarete açıldı.

SÜPER LİG PUAN DURUMU