
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, bir dizi ziyaret kapsamında geldiği Kocaeli’de partisinin il başkanlığı binasında açıklamalarda bulundu.
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Kocaeli programı kapsamında partisinin il başkanlığı binasında teşkilat mensupları ve basın mensuplarıyla bir araya geldi. DP Kocaeli İl Başkanı Mustafa Nazlıgül tarafından karşılanan Uysal, Türkiye’nin ekonomik ve siyasi gündemine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1 Ekim itibarıyla yeni yasama yılına başladığını hatırlatan Uysal, Türkiye’nin seçim sürecine doğru ilerlediğini savundu. Ülkede yaşanan ekonomik ve siyasi sorunların uzun yıllardır uygulanan politikaların sonucu olduğunu ifade eden Uysal, şunları söyledi: “1 Ekim itibarıyla Büyük Millet Meclisi açıldı. Artık siyasetin projektörlerin altında, deyim yerindeyse maratonun son eşiği olan seçime doğru Türkiye yol alacak. Yaşadığımız krizler, skandallar, yıkımlar, bir yıkım mühendisliği projesinin 23-24 yıllık uygulamasının neticesinde bugün milletimize çift haneli işsizlik, çift haneli faiz oranları, çift haneli enflasyon oranlarıyla beraber yoksulluğun sistematik hale geldiği, Türkiye’nin adeta milli güvenliğini tehdit edecek eşiğe geldiği yaşanan sıkıntılar ve ortaya dökülen ifşaatlar gösteriyor. Türkiye’yi sağlıklı bir limana, salim bir limana eriştirebilmek adına yeniden kaybolmaya yüz tutmuş demokrasinin, hukuk devletinin yeniden yeşereceği, herkesin hukukundan emin olduğu bir Türkiye portresini ortaya çıkarmak için var gücümüzle çalışmaktayız.
SUÇU BAŞKALARINDA ARIYORLAR
Beş tane beş yıllık kalkınma planı uygulayabilecek bir zamanı milletimizin kendilerine süre olarak tanıdığı iktidar bugün hâlâ suçu başkalarında aramaktadır. Gırtlağına kadar bulaştıkları fon vurgunu, fon skandalında bir eski bakanlarını feda ederek kendilerini kurtarabileceklerini zannetmektedirler. Her vesileyle ‘Kime uzanırsa, kime dayanırsa’ denilerek yapılan açıklamaların hiçbir karşılığının olmadığını bunca zaman içerisindeki icraatlardan da anlıyoruz. Bu soruşturmayı yapmak niyetinde olanlar, geçmişte olduğu gibi soruşturmanın selameti için Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyelerinden ilgili kurul üyelerine, bu krizin içerisinde izleri ortaya dökülmüş genel başkan yardımcılarından yöneticilerine, bakan yardımcılarına varıncaya kadar bütün bunları görevden almakla başlar. Anlaşılıyor ki AKP iktidarı bu soruşturmayı yapamayacak. Bu işin kendi kapısına dayanacağını bildiği için bu soruşturmayı da nihayete erdiremeyeceği ortada.
Gözü önünde. Herkesin bildiği, herkesin her şeyin farkında olduğu bu süreci yeni fark ediyormuşuz gibi kimse bir beyanda bulunamaz. Adeta Sayın Erdoğan ve hükümet yetkilileri olay yeri inceleme memuruymuş gibi açıklamalar yaptıklarına da şahit oluyoruz. Siz olay yeri inceleme memuru değil, bu skandalın, bu vurgunun faillerisiniz. Bütün bu süreçleri değerlendirdiğimizde Türkiye’nin önüne koyacak hiçbir gelecek tasavvuru, hiçbir projeksiyonu, hiçbir hedefi, hiçbir hayali olmayan iktidarın tek bir amacı var: Bir kişinin iktidarını sürdürebilmek. Ve o bir kişinin iktidarını sürdürmek adına yapılan mühendislikler, yargının adeta yürütmenin şubesi haline getirilerek buradan anayasayı ihlal ederek yargıya verilen talimatlarla çeşitli soruşturmaların muhalefet mensuplarına, belediyelerine, yöneticilerine, muhalefet partilerine ait insanlara yöneldiğini de görüyoruz. Dün bu tür çabalar netice vermedi. Bugün de vermeyeceği kanaati içerisindeyiz.
YÜZDE 50 ARTI 1, İKTİDARI PKK İLE İŞ BİRLİĞİNE MAHKÛM ETTİ
Kademe kademe sınırsız yetki, sıfır denetim mantığı içerisinde oluşturulmuş Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Türkiye’ye ödettiği bedellerin yanında bugün Türkiye bir başka bedeli de ödemek mecburiyetinde kalıyor. Yüzde 50 artı 1 dengesi iktidarı PKK ile iş birliğine mahkûm etmiştir. Bugün İmralı süreci olarak milletin önüne koyulan ama özünde ‘Tilkinin kırk hesabı var, kırkı da kümes üzerine’ dedirten, önümüzdeki siyasi seçimde sandıktan Sayın Erdoğan’ı bir kez daha seçtirtmek için birtakım usullerle beraber PKK uzantısı siyasi partinin de payanda haline getirilerek o sandıktan kendi lehlerine bir sonuç, başarı çıkarmak için bu kurgular yapıldığını da görüyoruz.
TERÖRE MÜSAMAHA GÖSTERİLEMEZ
Başından itibaren Demokrat Parti olarak ölçümüz meşru zeminde siyaset yapmaktır. Terör, müsamahayla mukabele edilemez, tereddütle yaklaşılamaz. Terörün nihai hedefinin değişmeyeceğini, terör örgütlerinin nihai amaçlarından vazgeçmeyeceğini hepimiz idrak içerisindeyiz. Türkiye’de PKK’nın vesayetini Doğu, Güneydoğu başta olmak üzere vatandaşlarımızın üzerinden kaldıracağımıza, ‘PKK bu mücadeleyi verdi ki siz bu haklara sahip oluyorsunuz’ dedirtecek, terör örgütünü meşru hale getirecek hiçbir ilişkiyi onaylayabilme şansımız yok.
YENİ ANAYASAYA KARŞIYIZ
Bir yalancı çoban hikâyesine dönüşmüş yeni anayasa propagandasıyla beraber bir tarafta terör örgütünün Türk milletinin birliğini ve beraberliğini vatandaşlık tanımından başlayarak erozyona uğratacak taahhütlerle beraber değiştirileceği, anayasanın bu kanunlarla düzenleme yapılamıyorsa dibacesinde birtakım yumuşatmalar, esnetmeler yapılarak hedefine ulaştırılması manasında taahhütlerin verildiğini de gözlemliyoruz. Bu açıdan baktığımızda Demokrat Parti olarak bu yeni anayasa lafına, teşebbüsüne dün karşı çıktık, bugün de karşı çıkıyoruz.
SANDIĞI ETKİSİZLEŞTİRMEK İSTİYORLAR
Önümüzdeki süreç Türk demokrasisi için de çok önemli bir sınamaya tabi tutulacağımız süreçtir. Türk demokrasisi çok partili hayata geçtiğimiz andan itibaren karşı karşıya kalmadığı büyük bir sınavla karşı karşıyadır. 14 Mayıs 1950’den milletin kendi kaderine hükmettiği gün olarak tarihe nakşedilmiş, sandıkla iktidarları değiştirebilme yetkisi Türk milletinin elinden, Türk seçmenin elinden iktidar tarafından, AKP tarafından alınmak istenmektedir. Oylar sandığa girmeden evvel mühendisliklerle, operasyonlarla adeta sandığı seçimlerin bir usulü tamamlama işlemi haline getirerek buradan kendilerini kurtarabilmenin niyetiyle bir süreç işletiliyor.
KOCAELİ VE İZMİT ŞAHİTTİR
80 yıllık geçmişimiz, bütün bu mücadelenin yok varsayılan bu geçmiş içerisinde kıt kanaat imkânlarla neler yapıldığına işte Kocaelimiz, İzmit’imiz şahittir. Tüpraş’ından, burada yapılan pek çok kamunun yaptığı hizmetlerin sahibi olarak millet önünde elbette söz söyleme hakkımız vardır. 80 yıllık Cumhuriyet’in tüm birikiminin uluslararası küresel kapital finans sisteminden aldıkları rolle beraber yağmalanmasına müsaade edenler, imtiyaz sözleşmeleriyle beraber günümüzü çalanların yarınlarımızı çalmak teşebbüsü olarak değerlendirdiğimiz imtiyaz haklarıyla beraber maalesef bu ülkenin geleceği de ipotek altına alınmıştır.
MAKUL ÇOĞUNLUĞUN SESİ OLACAĞIZ
Türkiye’yi kimliklere hapseden, kolay siyaset yolunu tercih eden siyasi anlayışların dışında demokrasiyi ve hukuku her şeyin merkezine koyan bir anlayışla, kimlik alanlarına sıkışmış siyasetin karşısında makul çoğunluğun temsilcisi olarak milletin önünde olacağız. Bu milletimizin tarihsel yürüyüşüne devam ettirebilmek adına, potansiyeliyle buluşturabilmek adına milletin ve devletin büyüklüğüne denk bir siyasi kadroyla ve programla önümüzdeki seçimlerde buluşturacağımıza inanıyoruz.
KENDİ İSİM VE AMBLEMİMİZLE SEÇİME GİRECEĞİZ
Demokrat Parti olarak kendi isim ve amblemimizle beraber önümüzdeki seçimde milletimizle beraber olacağız. Türkiye’nin üzerindeki bu kara örtüyü kaldırmak adına 16 Nisan 2017 referandumundan itibaren pek çok sorumluluğu sinemize taş basarak yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. Bu süreç içerisinde bir sorumluluk duygusuyla siyaset yapmaya gayret gösterdik. Ama geldiğimiz noktada bu cendereden Türkiye’nin çıkışının yolu kimlik alanlarına sıkışmış siyasetin temsilcileri olarak değil, makul çoğunluğun güçlü bir sesi olarak yeniden bu büyük Türkiye’yi inşa edecek siyaseti güçlendirmekten geçmektedir.
HABER MERKEZİ