
İşte Akşener’in sözlerinden satır başları:
Engelleri aşmak istiyorsan önce insanı seveceksin. Önce insanı seveceksin ki engel aşma azmi nedir göreceksin. Önce insanı seversen önündeki tüm dağlar düzlük olur.
Yürür gidersin. İnsanı seversen, adaleti eşit dağıtmak bir lütuf olmaz. Önce insanı seversen, insana dair farklılıkları kabul etmek devletin lütfuna bırakılmaz. Devlet, insanı bir tehdit unsuru gibi göremez. Kendine göre iyi olanı tutup, kötü olanı uzaklaştıramaz. İnsanı seversen, onu sizden bizden diye ayıramazsın. Kimden olursa olsun, onun acı çektiğini bilirken evinde huzurla uyuyamazsın. İnsanı seversen, benim çocuğum diyemezsin. Tüm çocuklar bizim çocuğumuzdur. Çocuk üşürken benim evim, benim sofram diyemezsin. Başını yastığa huzurla koyamazsın, koymamalısın.
Bugün burada sizlere seslenirken, sizlerden öteye her bir rengiyle, her bir sesiyle, her bir fikriyle dünyanın en güzel milletine seslenmek istiyorum. Canımdan, canımızdan, aziz milletimiz cumhurbaşkanlığı adaylığına karar verirken düşündüğüm tek şey vardı. Son yıllarda insanla devlet arasında gittikçe derinleşen uçurumu ortadan kaldırmak. Kim bilir belki de bugünün çok partili siyasi hayatın, demokrasiye uygun ilk seçiminin yıl dönümüne rastlaması manidar bir tesadüftür.
14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerle Türkiye demokrasi tarihinde bir büyük değişim yaşamıştır. Bugün millet yeniden büyük bir değişime ihtiyaç duymaktadır. Biz bu ihtiyacın farkındayız. Milletimize güvendik, milletim beni mahcup etmeyerek bütün engel, tehditlere rağmen sadece 6 saat içerisinde 100 bin imza vererek bir kez daha demokrasimize sahip çıktığını göstermiştir.
“MİLLETİMİZ BÖYLE KARANLIK HAVAYI HAK ETMİYOR”
Gittikçe de artan bir şekilde hırpalanan insanlarımıza ‘yalnız değilsin’ diyoruz. Çünkü ülkemizin siyasal iklimi soğuk, havası oldukça ağırdır. Milletimiz böyle karanlık bir havayı hak etmiyor. Biz de bu havanın değişmesinde, milletimizin yeni ve ferahlatıcı bir iklim talep etmekte son derece kararlı olduğunu görmekteyiz.
“KENDİ TÜKENMİŞLİĞİNİ İTİRAF EDİYOR”
Bir siyasi partinin lideri 16’ıncı yılında ‘adalet ve özgürlük vaat eden manifesto yayınlamaya ihtiyaç duyuyorsa, milleti saf yerine koymaktan öte kendi tükenmişliğini itiraf ediyor. Sözün tükendiği yerdir. Artık bu yorgun ve yıpranmış defterin kapanması gerekir.
Türkiye’de 7 milyon 500 bin çocuk, geçtiğimiz kışı üşüyerek geçirdi. Bu bilgi önüme geldiği günden bugüne hiç aklıma çıkmıyor. Farkında mısınız? Türkiye umutsuz gençlerin ülkesi oldu. Oysa ülkemizin kuruluş süreci, hatta daha da geriye gidiyorum. Tüm tarihimiz umutların ülkesi olduğumuzu gösteren işaretlerle doludur. Umutsuzluk örtüsünü kaldırmak zorundayız.
Bugün sizlerle cumhurbaşkanı olduğumda, Türkiye’de nasıl bir devlet, vizyon olacağını paylaşacağım. Öncelikle bilinmesi lazımdır ki, devleti yönetmek ayrı şey, gündelik politikaların peşine takılmak ayrı şeydir. Ve maalesef Türkiye’nin en büyük şansızlığı da bu noktada olmuştur. Son yıllarda kendisine yapılmış tüm yanlışlara, haksızlıklara rağmen Türkiye nasıl bir ülkedir hatırlatmak isterim.

