Tek Kocaeli Gazetesi | Kocaeli Haber | Kocaeli Son Dakika | Kocaeli Gündem

Malazgirt, Bugün İçin Ne İfade Ediyor

Malazgirt, Bugün İçin Ne İfade Ediyor
12 views
24 Ağustos 2019 - 20:12

Her ne kadar geçmiş zaman olaylarını kapsadığını düşünsek ve söylesek de, tarihin asıl maksadının geleceğe ışık tutmaya matuf bir bilim dalı olduğunu kabul etmek zaruridir. Öyle ki; geleceğe ait her türlü sırrın bu havzada gömülü olduğunu bilenler ancak güvenli bir gelecek inşa etmekten söz edebilirler.

Tam da burada yazımızın başlığını okuyanlar için bir zihin jimnastiği yapma gereksinimi doğmuştur. Tarihin sadece realitelerle değil, efsanelerle de birlik olup insanı kendi efsunlu atmosferine nasıl sürüklediğini görmek için Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun şu efsane şiirine bakmak yeterlidir.

“Aylardan Ağustos, günlerden Cuma,
Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum’a,
Bozkurtlar ordusu geçti hücuma,

Yeni bir şevk ile gürledi gökler,
Ya Allah…Bismillah… Allahuekber…”

Şeklinde devam eden bu muhteşem dizeler, içimizdeki tarihsel cıvıltıya ne kadar da rehberlik ediyor.

Ders kitaplarımızda ise; “26 Ağustos 1071’de Muş’ta bulunan Malazgirt ovasında meydana gelmiş, Selçuklu Sultanı Alparslan ve Doğu Roma İmparatoru Romen Diyojen arasında gerçekleşmiş, Anadolunun Türk’lere yeni yurt olmasını sağlamış olan meydan savaşıdır.” Şeklinde anlatılmaya çalışılan bu önemli tarihsel olayı gerçekten kavrayabildik mi, kısaca irdelemeye çalışacağız.

Tarihi öğretirken, o gün yaşanan bir hadiseyi sadece bir savaş olarak nakletme hastalığı malesef tarih konusunda yeterli ilgi ve heyecanın uyanmasının önündeki en büyük engeldir. Eğer az da olsa romanı ve hikayesi yazılmasa idi, tarih diye bir derdimizin olmadığı gerçeğiyle yüzleşecektik. Belki de tarihin seçmeli ders yapılmasının altında bu psikoloji yatıyor.

Malazgirt Ovası’nda tarihin en önemli savaşından günümüze ışık tutatacak bir kaç önemli noktayı aktararak yazımıza devam edelim…

Bu savaş Türklere Anadolu’nun kapılarını açmıştır, doğrudur ama buradan süzülen ışığın aydınlattığı noktada neler var, onu gösterelim önce…

Bir defa Malazgirt Savaşı’nda, Sultan Alparslan’ın askerlerine kendi psikolojisini çok iyi aktaran bir lider olduğunu görmekteyiz. Hitabeti, savaş taktiklerini çok iyi bilmesinin yanında sözün gücünü kullanmasının ne denli önemli olduğunu anlıyoruz.

Ne demişti Alparslan;

“Bu saatten itibaren size emredici bir hükümdar değilim.Sıradan bir askerim ve burada savaşmaya mecbur olduğumuz olayla karşı karşıyayız. Size emretmiyorum, isteyen benimle savaşır, istemeyen gider.”

Bu emri alan asker hiç dağılır mı, cepheyi bırakmayı düşünür mü?

Bu hitabın gelecek tüm Türk Komutanlarına esin kaynağı olduğunu söylesek, mübalağa etmiş sayılmayız. “Ben gerekirse düşmana tek başıma giderim, arzu eden evine dönebilir.” diyen Yavuz;  At sırtında şehit olmuş Kanuni; “Geldikleri gibi giderler, ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum.” diyen Mustafa Kemal’in bu harikulade davranışlarında Sultan Alparslan’ın sözlerinin izine rastlamak mümkündür.

15 TEMMUZ hain darbe girişimi esnasında Türkiye Cumhuriyeti lideri Recep Tayyip ERDOĞAN’ın sergilediği dik duruş, takdirlik tutum, yine konumuza yakın bir örnek teşkil etmektedir. Erdoğan’ın kısa sürede milleti arkasına alarak darbenin seyrini değiştirmesini başka türlü ne ile izah edebiliriz?

Malazgirt tüm bunların yanında bize engin bir hoşgörü de armağan etmiştir. İslam tarihinin ilk evresinde Peygamberimizin esirlere nasıl davrandığı anlatılırken, aynı zamanda dinimizin esirlerle ilgili hukukunun temelleri atılmıştır. “Bedir Savaşı’ndan sonra kimi müşrikler, Müslüman çocuklara okuma yazma öğretme karşılığı serbest kalmışlar, bunu başaramayanlar, verecekleri fidye ya da okuma yazma bilmeyenler ise karşılıksız serbest bırakılmışlardır.”

Sultan Alparslan ise insanlığa bambaşka bir hoşgörü tablosu sunmaktadır. İslam dininin hamisi bir hükümdarın her türlü takdirin üzerindeki bu engin hoşgörüsü de yine Fatih’in Ayasofya’daki Hristiyan ahaliye yaptığı hitabın nüvesini teşkil etmiştir diyebiliriz.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) tarafından uygulanmış, Ahmed Yesevi’de olgunlaşmış, Mevlana, Hacı Bektaş ve Yunus ile gönüllere ve nesillere taşınmış hoşgörü örneği, mümtaz Türk Sultanının şahsında şu şekilde vuku bulmuştur;

Tekbir seslerinin Malazgirt Ovası’nın üzerinde uzun süre çınladığı vakitlerdir. Tekbirler bu kadar uzun haykırıldıysa bilinir ki zafer müjdelenmiştir. Ve bu kanlı boğuşmanın zaferi Türklerindir. Romen Diyojen, Sultanımız Alparslan’a esir düşmüştür.

Alparslan, çadırına aldırdığı esir imparatora sorar;

“Beni yakalasaydınız ne yapardınız?”

Romen Diyojen, utana sıkıla cevap verir;

“Atımın kuyruğuna bağlayıp sürüklerdim ya da bir demir kafese koyup ülke ülke gezdirirdim.”

Alparslan;

“Peki benim size ne yapacağımı düşünüyorsunuz?” diye tekrar sorar.

“Ya beni hemen idam edeceksiniz ya da zaferinizi kutlamak için benim yapmayı düşündüğüm gibi demir kafese koyup ülke ülke gezdireceksiniz.” der.

Sultan Alparslan, yanındakilere Romen Diyojen’i işaret ederek;

‘İşte aramızdaki fark!’ demiştir.

Sonra tekrar imparatora döner ve;

 “Sizi serbest bırakacağım.” der.

Romen Diyojen aldığı cevap karşısında donup kalır. Söyleyecek hiçbir cevap bulamaz. Olduğu yere çökerek;

“Ne kadar büyük olduğunuzu şimdi anlıyorum.” diyebilir.

Romen Diyojen demek istiyor ki;

“Savaş sadece taktiklerle, asker ve techizat gücüyle kazanılmıyormuş. Siz sadece zafer değil benim gönlümü de kazandınız.”

İşte Malazgirt budur… 948. Yılı kutlu olsun…

Vesselam…

 

PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -
KÖŞE YAZARLARI