SON DAKİKA

Tek Kocaeli Gazetesi | Kocaeli Haber | Kocaeli Son Dakika | Kocaeli Gündem
Ekrem İmamoğlu’ndan İzmit’e İlk Destek Geldi
Caminin Minaresini Verici İstasyonu Yapmışlar!
Fehmi Demir
mm

Yeni Siyasal Oluşum Arayışları ve Karakış’ı Yaşayan Türkiye

Yeni Siyasal Oluşum Arayışları ve Karakış’ı Yaşayan Türkiye

Her ne kadar Cumhuriyetimizin siyasal tarihinin onun kuruluşu ile başladığını söyleyenler olsa da, Tanzimat dönemini, II. Meşrutiyet’i, İttihat ve Terakki’yi birden bire koparıp atmak pek mümkün değildir. Zira siyasal düşüncelerin partileşme süreci o zamanlar başlar. 1850’li yıllarla başlayan kavganın gürültüsü elbette Cumhuriyetle birlikte daha fazla duyulur olmuştur; bu da doğaldır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında her alanda olduğu gibi siyasal alanda da belirleyici aktör ideolojidir. Bu dönem; politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel meseleleri hep kendi hakim ideolojisi üzerinden okumuş, başka önerilerin ve fikirlerin ortaya çıkmasına, bunların yaşam alanı bulmasına müsade etmemiştir. İttihat Terkakki ile Hürriyet ve İtilaf fırkası’nın, Cumhuriyet Halk Fırkası ile Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın aralarında yaptıkları kavgaların bıraktığı tecrübe bu ideolojinin genel refleksini oluşturur.

Buna göre ikili paylaşım zararlıdır. Dolayısıyla devre dışı bırakılmalıdır. Bunun için de  kendinden başka herkesi gerici, irticacı, çağdışı ve ölü olarak görür. Tek yaşam hakkı olan kendisidir ve hakim tepeler ona aittir. Bu düşünce Cumhuriyetimizin yeni siyasal sistemini dizayn eder; 18 yıllık tek parti dönemi…

Fakat bir zaman sonra kabına sığmayan kavga, kında duramayan kılıç dışarı çıkar ve 1946’da yeni bir oluşum söz konusu olur. Aslında hiçbirşey yeni değildir. Yapılan şey güç savaşı, yeni dünya ile birlikte hayata giren ekonomik (rant) kavgası ve tüm bunları kontrol etme aracı olan baş olma mücadelesidir. O ana kadar ‘solcu’ olanlar birden bire dümeni terse kırmışlar ve bir gecede ‘sağcı’ olmuşlardır.

Henüz ilk yönetim yıllarında dahi rahat bırakılmayan, devrilmesi için planlar hazırlanan, sadece on  yıl kadar yaşamasına müsade edilen ve kontrollü bir oluşum olan Demokrat Parti’nin 1960 darbesiyle devrilmesi yeni bir başlangıcın da kapısını aralamıştır.

Darbe neticesinde ortaya çıkan yeni anayasa ve bu anayasaya bağlı olarak ilk defa kullanılmaya başlanan bürokratik kurumlar, “milli güvenlik algısı”nı siyasi sistemin özü olarak hukuki bir çerçeveye oturtmuştur. Aslında günümüzde yaşanan tüm sancıların kaynağı da budur. Darbe sonrasında siyasi parti kurulmasına müsaade eden sistem, bunların etki ve yetki alanlarını kısıtlamış, kendisine biat eden yapılar haline getirmiştir. Her ne kadar çok partili gibi gözükse de, -deyim yerinde ise- efendileri tarafından kontrol edilen köleler üretilmiştir.

Gerçi kurulan tüm partiler var olma ve toplumsal zemin kazanma mücadelesi vermişlerdir ama bu, çizilen biat dairesinin genişliği kadar olmuştur. 1960 darbesi soğuk seküler anlayışın ülkemize Karakış ayını yaşattığı bir dönemdir diyebiliriz. Bir millet hala Bahar’ı beklemektedir ama o mevsim ne yazık ki henüz gelmemiştir.

1970’lerde bambaşka bir siyasal mobilizasyon dönemi görüyoruz. Burada ağır politik kavgaların ve derin ayrışmaların sarmalına sürüklenen bir siyaset ve onun bilinmeze taşıdığı bir ülke sözkonusudur. Çaresizlikle boğuşan ülkemiz, kendini saran yüzlerce kollu zehirli  ahtapottan kurtulmaya çalışmaktadır. Lakin yön levhaları her defasında terse çevrilerek dümene oturanlar yanıltılmaktadır.

Yükselen şiddet karşısında siyasal sistemin, kendisini sıkışmış bulduğu ahtapot kollarından demokratik bir açılımla açmak yerine, sıkıyönetim tedbirleriyle yönetmeye çalışmış, neticede ülkemiz bile isteye yeni bir darbe sürecine itilmiştir. Kullanılan argüman ise ilginçtir;  “Sol yükselmektedir, böyle giderse Türkiye’ye Komünizm hakim olacaktır.” Buna karşılık olarak peydah edilen düşman, soğuk savaş döneminin ideolojik koşullanmalarından da beslenen aşırı sağ harekettir. Adları Ahmet ve Mehmet olan vatan evlatları bu dönemde birbirine kırdırılmıştır.

Neticede elimizde 12 Eylül’ün güdük ettiği devlet sistemi ve belleği resetlenmiş toplum hafızası kalmıştır. Bu darbe ülkemize, üzerine hiçbirşey yapışmayan teflon bir siyasi yapı hediye etmiştir. Her darbenin doğal refleksi olarak halkın darbe karşıtı gibi sunulan yapılara yönelmesi de ayrı bir dizaynizasyondur. Darbelerle 10 yılları heba edilen ülkemiz, 28 Şubat postmodern darbesiyle yeni bir çıkmaza sokulmuş ve Ak Parti, bağlı bulunduğu siyasal oluşumdan koparak ezici bir çoğunlukla iktidar olmuştur.

Kör ideolojinin topluma dayattığı daire aşılamadığından, ortaya çıkan her kişi ya da hareket ama isteyerek ama bir zaman sonra mecburen sisteme biat ettirilmiştir. Zira ne oluşum, ne de ortaya çıkan kişiler yenidir. Olan şey sadece dizaynızasyon ve bir görevlendirmenin parçalarından başka bir şey değildir. Tanzimat’tan bu yana siyasal hayatımızın kronolojisi incelenirse mesele daha iyi anlaşılır.

Buradan bakıldığında büyük bir heyecanla ortaya çıkan yapılar, yeni oluşum altında palazlanan kişiler hiçbir şekilde yeni olarak görünmemektedir. Edindiğimiz tecrübe bize gösteriyor ki;  bunlar kayıkçı kavgasının figüranlarıdır. Zira birşeyin yeni olabilmesi için nesil devinimi gerekmektedir. Cumhuriyet Dönemi boyunca tam dört kuşak, aynı kalıpla, aynı ideolojik bakışla ve aynı totoliter yöntemle yetiştirilmiştir. Bu nesilden yeni birşeyler beklemek beyhudedir, boşa beklentidir, ütopyadır…

Ülkemiz ancak beşinci kuşak nesillerle tıkanmışlıklarını aşabilecektir. Bu kuşağın en belirgin yanı kendisine dayatılanı kabul etmemesi ve daha özgür bir birey olarak yetişmesidir. Çok şükür ki şartlar gereği eğitim sistemimizin bu nesil üzerinde pek bir etkisi yoktur. Dar kalıplara sıkışmayı kabul etmeyen, transfer bilgilere kulak asmayan, kendi dünyasını kendi kurmayı düşünen bu nesil, gelenekleri ile barışık hareket ettiği müddetçe yarınlarımızdan umutlu olabiliriz.

Kim bu nesil?

Bazıları Lise öğrenimini bitiriyor olsa da, çoğunun yaşı henüz 10 civarında. Liseye yeni başlama evresindeler. Yaşama müdahil olmaları için önlerinde daha 15 seneleri var. Onlar hayata girdiklerinde hiçbirşey eskisi gibi olmayacak, yetişme felesefelerini sosyal, siyasal ve ekonomik hayata taşıdıklarında değişimi hep birlikte müşahade edeceğiz.  Bu neslin gelmesini 15 yıl daha beklememiz gerekecek, şimdiden heyecanlanabiliriz…

Vesselam…

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
HABER İHBAR