Tek Kocaeli Gazetesi | Kocaeli Haber | Kocaeli Son Dakika | Kocaeli Gündem

İlahiyatçı Mustafa Öztürk Ne Demek İstiyor?

İlahiyatçı Mustafa Öztürk Ne Demek İstiyor?
mm
Fehmi Demir( fehmi@tekkocaeli.com )
124 views
13 Aralık 2020 - 16:05

Sorunun cevabına geçmeden önce, modern dünyanın kendini dinden soyutlayan algı faktörlerine kısa bir göz atmakta fayda var. ‘Yaratma’ kudreti yerine ‘evrimi’ koyan, biyoloji bilimi diyerek ‘eşrefi mahluk’ olan insanı sıradan bir canlı sınıfına sokan modern bilim anlayışından ‘Allah’ tasavvuru ya da imani mevzularda diz çökmelerini beklemek safdillik olur.

“Tanrı yoktur, varsa O’da yaratılmıştır” diyen bir anlayışın, Kur’an için –haşa- ‘insan sözüdür’ ya da ‘insanın içerisine sözlerini kattığı mahluk bir kitaptır’ demesini neden yadırgayalım ki…

İlahiyatçı Mustafa Öztürk özelinde tartışılan mevzu tam da bu… İsmi geçen şahsı belirteç olarak kullanmamızdaki maksat, meselenin daha iyi anlaşılması içindir. Yoksa ilgili kişiyi ne tanırım, ne kitaplarını okudum, ne de takip ettim. Zihin dünyama, medyaya servis edilen son çıkışları ile girmiş biridir.

Benim için bir hükmü harbiyesi de yoktur. Zira bu şahıs ne ilktir ne de sondur. Daha öncede defalarca gördüğümüz üzere yapılan şey;  ‘okumuş kentli elit ilahiyatçıların, yine kentli soylulara’ bir takım kavramlar üzerinde oynama yaparak din beğendirme çabasından başka bir şey değildir.

Yaşar Nuri, Turan Dursun neyi söylemişlerdi sahi? Asıl sorun, bu tarz isimlerin etrafında koparılan fırtınadadır. Ortaya konan tepki yersizdir, ölçüsüzdür ve gereksizdir. Bu tarz tepkiler zarardan başka bir işe de yaramamaktadır.

Kıt ilmimizle bu ilahiyatçılara reddiye yazacak değiliz. Biz sadece bildiklerimizle amel eder, bilmediklerimizi öğrenmeye çalışırız.

Mesela Tebbet Suresi’nde anlatılan kıssa Mustafa Öztürk kafasıyla şöyle anlaşılır;

Tebbet Suresi Hz. Peygamber’e (s.a.v.) düşmanlık besleyen amcası için inmiştir. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır;

“Sana (sav) düşmanlık besleyen Ebû Leheb’in iki eli kurusun. Ne mal ve ne de kazandığı onu kurtaramadı. Sonra da o alevli bir ateşe yaslanacak. Karısı da boynunda hurma lifinden ipi olduğu halde bir hamal olarak yanında yer alacak.”

Surede özetle böyle bahsedilmektedir. Şimdi bizim ilahiyatçılar diyorlar ki; “Yahu bana ne Ebu Leheb’den. 21. Yüzyıl’da böyle bir sure ile mi nesillere hitap edeceğiz? Vs… Soruları ve bahaneleri çoğaltmak mümkündür.

Halbuki surede bundan daha ötede bir anlam vardır. O da şudur;

“Ateş ehlinin elinin tutacağı hiç bir şey yoktur. Onların ne malları ve ne de kazandıkları kendilerini Allah’tan müstağni kılar. Öte dünyada da Cehenneme girerler. Dünyada eşleri gibi en yakın olup davasını paylaşanlar da burada olduğu gibi öbür dünyada da işin hamaliyesine ortak olup birlikte cezalandırılırlar.”

Verilmek istenen evrensel mesajın bir özel örnekle nakledildiğini ilahiyatçılar bilmiyorlar mı? Metin olarak bir tarihsellikten söz edilebileceğini ama kelam olarak edilemeyeceğini Mustafa Öztürk gibiler öğrenmediler mi? Tarihle ilgili olmak ile tarihe indirgemeyi birbirine karıştıracak kadar cahiller mi bunlar?

Elbette ki hayır… Yıllarını bu uğurda harcamış, ilim yolunda saç baş ağartmış insanlara karşı söz söylemeye haya etsek de gerçek değişmiyor. ‘Dini yaşamak’ yerine, ‘kitlelere din beğendirme’ yöntemlerini yadırgıyoruz.

Kur’an’a ansiklopedik bir kitap, ihtiyaç hissedildiğinde başvurulan kaynak bir eser gibi bakmalarını kabul etmiyor, bizzat yaşamayla anlaşılacak ilahi bir hitap olduğu gerçeğini hatırlatmak istiyoruz.

Bir ilahiyatçının, değişim, laiklik, ekonomi, modernizm, ahlak, devlet, vs… gibi önemli ve zaman zaman gündem oluşturan tartışma konularının din ile irtibatlandığında, bahsettiğimiz gerçekleri ıskalamadan ortaya çıkmaları kendileri için daha inandırıcı ve daha tutarlı olacaktır diye düşünüyorum.

“Kur’an mahluktur, Allah sözü değildir.” görüşü Mutezile mezhebinin görüşüdür. Bu konuda basit bir internet taramasıyla isteyen istediği malumata ulaşabilir.

Günümüz mutezili  ekolün, kendini maskelemek için kullandığı yöntem ise şudur; önce hadis ilmine karşı bir soru işareti oluşturulmuştur. “Hadislere uydurma hadis karışmıştır” tezi epey bir taraftar bulmuş ve kadim bir nakil geleneği böylece itibarsızlaştırılmıştır.

Sonra, “Madem hadislerde uydurma var, hepsi zan altındır. Öyleyse bize Kur’an yeter” diye bir yol tutturuldu. Gayet masum, ilk bakışta rahatsız etmeyen ama içerisine girildikçe bambaşka hesapların döndüğü bir mecraydı bu. “Hadissiz Kur’an…”

Söz konusu şahıslar bu yolda ilerlerken onlara cevap vermesi gereken, direnç göstermesi beklenenler ise aşırı bir hadis yoğunlaşmasının içerisine düştüler. Denge sağlanamayınca maalesef ortaya bugünkü nahoş fotoğrafın çıkması kaçınılmaz oldu.

Son söz;

Kur’an Allah kelamıdır. İçerisinde bir zerre insan sözü yoktur. ‘Var’ diye iddia edenin hükmü bellidir. İftira atmak ile inanmamak aynı şey değildir. Ve kim ne derse desin, biz şöyle inanırız;

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla,

“Elif Lâm Mîm. ﴾1﴿ Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir…” (Bakara suresi 1~2. Ayet)

Vesselam…

 

 

PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -
KÖŞE YAZARLARI