Tek Kocaeli Gazetesi | Kocaeli Haber | Kocaeli Son Dakika | Kocaeli Gündem

Siyasette Ahlak Gereksinimi

Siyasette Ahlak Gereksinimi
mm
Fehmi Demir( fehmi@tekkocaeli.com )
28 views
04 Haziran 2020 - 17:44

Demokratik devlette her bireyin kendisini yönetenlere karşı söyleyecek sözü, konuşma özgürlüğü, beğendiklerini övme, beğenmediklerini ise yerme hakkı vardır. Bu temel ilkeyi yaralar, rencide eder ve muhatapları sindirme yoluna giderseniz orada demokrasiden ve en tabi insan haklarından bahsetmek olanaksızlaşır.

Bu saptama yönetilenler içindir. Yönetenler için ise durum farklılık arzeder;

Siyaset sahasına inmiş yönetici kadrolar biraz daha fazla konuşmaya, dolayısıyla biraz daha özgür olmaya hak kazanırlar. Zira konuşulacak meseleler artık devletin yapısı, yönetimi, olumlu ya da olumsuz yönleri hakkında öneme tekamül etmiştir. Fakat bu hak onları hoyratlaştırmaz, sorumsuzlaştırmaz, bilakis daha dikkatli davranmaya sevkeder.

Pek tabidir ki siyaset, kendine özgü bir dil ile insanların kanaatlerini etkileme yoluna gider. Kanaat oluşmamış insanlarda kanaat sahibi olmaları için uğraşır. Bu anlayış, özünde kitleleri yönlendirme özelliği taşımaktadır. Zaten dananın kuyruğunun koptuğu nokta tamda burası değil midir?

Artık ‘savaş hiledir’, ‘kazanmak için her yol meşrudur’ anlayışı devreye girmiştir. Daha doğrusu anlayışsızlığı…

Günümüzde meseleler hizmet eksenli, görünür, elle tutulur, somut olarak değil, daha çok algı yönetimi ile halledilme yoluna gidiliyor. İnsanların bilinçaltlarına hitap edilerek, kitlelerin istenilen doğrultuda yönlendirilmesi sağlanıyor.

Bu yöntem masrafsız, zahmetsiz ve oldukça basittir. Üzerine oynadığınız bir kişinin bir tek fotoğrafı, günlük koşturmaca içerisinde elinde olmadan yakalandığı olumsuz bir enstantane bile bu günkü enformasyon çağında onu yerle bir etmek için yeterli kanıt olarak kullanılabilir.

Manipüle edilen zihinler işlenmek için hazır hale getirilmiş birer metadır artık. Muhatabınızı istediğiniz noktadan, istediğiniz kadar vurabilirsiniz…

Hayatın tüm alanında olması gereken ahlak anlayışının belki de en fazla lazım olduğu alan işte burasıdır. Soralım o zaman; asimetrik sindirme tekniklerinin acımasızca uygulandığı siyaset sahasında, ahlak denilen olgunun varlığından ne kadar söz edebiliyoruz?

Halbuki attığımız her adım, yaptığımız her eylem ahlakla doğrudan ilişkili… Ahlakın, hayatın bütün yönleriyle ilişkisi var. Ahlak olmadan hayatı, hayattaki devamlılığı tasavvur etmek mümkün değil.

Böyle düşündüğümüzde, siyaset de ahlakla doğrudan bağlantılıdır. Ahlak olmadan siyaseti düşünmek, ruhu çıkmış beden misalidir. Bu yüzdendir ki Aristoteles ve Farabî gibi filozoflar ahlakı siyaset biliminin içinde ele almışlardır. İngiliz yazar John Morley, “Siyasetle ahlakı birbirinden ayıranlar, ikisinden de birşey anlamamışlardır.” diyerek bu gerçeği veciz ifade etmiştir.

Ahlak-siyaset ilişkisi çok kompleks ve tartışmalı olsa da, siyasetin ve siyaset adamlarının, uymakla mükellef oldukları belli ahlaki esaslar olması gerekir. Acımasızca, yersizce, hiç bir delile dayanmadan yapılan eylemler, hem bireylerin, hem de ülkenin geleceği ile ilgili çok tehlikeli faylar oluşturuyor.

Burada, ABD’li düşünür James F. Clarke’nin bir sözünü hatırlatalım; “Bir siyasetçi gelecek seçimi, bir devlet adamı gelecek kuşağı düşünür.” diyor.

Peygamber Efendimiz (sav)’in dini tanımlarken, “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” felsefesini kendine şiar edinmesi gereken bir toplumun fertlerinin savrulduğu noktayı bugün ibretle izliyoruz.

Ne yazık ki siyaset denildiğinde akla ilk kötü ahlak ya da ahlaksızlık geliyor. Siyaset adına öyle şeyler düşünülüyor ki, sanki siyaset, ahlak alanının dışında bir şey, bir kurum…

Konjöktürden bir sürü örnek verebiliriz. Fakat bu hem yazımızın konusu değil, hem de çeşitli polemikleri içerisinde barındıran lüzumsuz bir alan. Herkes herşeyi çok iyi biliyor. En azından algıyı oluşturulanlar bunun fevkalade farkındalar.

Burada sözümüz, algı ile yönetilen kitlelere olmalı. Hani başta sözünü ettiğimiz birinci sınıftan olanlara…

Bir defa insan öznedir, dolayısıyla her bir vaka da özne olmak durumundadır. Ne yazık ki birçok vakanın gönüllü nesnesi olmuş yığınlarla yüz yüzeyiz. Hazır bilgi, zahmetsiz yaşam, araştırma yoksunluğu algıyı kolaylaştıran en önemli etkenler. Bunlara yatkın zihinleri nesne yapmak ise hiç zor değil.

Bir insan, algı pazarında müşteri olmamalı. Bu işin satıcıları muhatap bulmakta zorlanmalı. Zorlanmalı ki gerçek işlerine yönelsinler. Kitleleri bu yolla konsolide edemeyecekleri anlasınlar.

Ülkemizde siyaset iki kutuplu bir hal aldı. Bunun mahzurları olsa da değişen dünyada artık bu bir zorunluluk. Çeşitlilik ortadan kalkınca doğal olarak gerilim daha fazlalaşıyor. Kavga vereceğiniz birkaç kişi iken şimdi karşınızda tek bir muhatap var. Algı dediğimiz şey tek atımlık kurşun, muhatabı çabuk yaralıyor.

Fikirleri sindirmekle, algı yönetimiyle kitleleri yönlendirmek arasında fark yok. Biri zorla inkara, diğeri bile isteye yanılgıya götürür. Birincide yönetime oluşan tepki onun sonunu hazırlarken, ikincide ters tepen algı operasyonu yine yönetime yönelir. Biri kısa vadeli, diğeri uzun vadeli sonucun nedenleridir. Sonuçta kazananı olmayan bu kör döğüşün kaybedeni tüm toplum olmaktadır.

Hedef için her yol meşru değildir. Savaşın bile bir ahlakı, bir hukuku varken, siyasetin etik kurallar çerçevesinde yaşanması gereksinim değil, zorunluluktur.

Vesselam…

 

PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -
KÖŞE YAZARLARI

HABER İHBAR