Tek Kocaeli Gazetesi | Kocaeli Haber | Kocaeli Son Dakika | Kocaeli Gündem

Yeni Nesil Hükümet Devirme Şekli ‘Algı Darbesi’

Yeni Nesil Hükümet Devirme Şekli ‘Algı Darbesi’
mm
Fehmi Demir( fehmi@tekkocaeli.com )
236 views
04 Haziran 2021 - 0:11

Merak etmeyin, siyaseten bahsedecek değilim. Hiçbir kumar oyunu da bilmem, o yüzden elimde poker kağıtlerı filan da yok. Bu yazımdan gündemi değerlendirip masa devirmemi bekleyenler bir kez daha yanılacaklar.

Öyle diyoruz ama efendim, siyaset bizi paçamızın bir tarafından kıskıvrak yakalıyor. İstemeden işlediğiniz günahlar gibi, elinizde değil, kaçamıyorsunuz.

100 yıldır topal aksak yürüyen demokrasimiz bir çok darbe şekli gördü, bunların en bilineni askeri darbeler idi. Bu memlekette asker iki defa hükümet indirdi. 1960’da devleti milletten korumak için yapmıştı, 1980’de bu kez milleti devletten korumak için yaptı darbeyi.

12 Mart muhtırası ise sadece bir metindi, okundu ve hükümet düştü. Ne kadar ilginç değil mi; ABD’de, geçen günlerde emekli generaller bir bildiri yayınladılar, bizden başka gündeme getiren bile olmadı. ABD’li hükümetlerin bundan haberleri dahi olmuyor, benzer durumda bizde kızılca kıyamet kopuyor. Nedeni çok açık, gelişmeyen demokrasimiz. 27 Nisan’da dik duran bir hükümet oldu da benzer bir metin darbeye evrilmeden savuşturuldu.

28 şubat ise bir ‘medya’ darbesiydi. İcat edilen iki tane uyduruk figür üzerinden günlerce kamuoyu meşgul edildi ve sonunda bu ülkenin hükümeti çatır çatır indirildi. 17 Aralık ise bir yargı darbesi…

Zamanımızda ise süreç öylesine işliyor ki, eğer böyle giderse bir ‘algı’ darbesine şahit olacağız. Millete hiçbir şey vaat etmeyenler, hiçbir konuda çözüm önerisi sunmayanlar, eğitim, sağlık, iç ve dış politika, ekonomi vs. bir tek reçetesi bulunmayanlar oluşturdukları ‘algı’ ile hükümet gönderecekler.

İktidardaki dostlarımız alınmasınlar, arazideki durumdan haberleri varsa ne demek istediğimi iyi analiz etsinler. İtiraz yerine anlamayı, öteleme yerine dinlemeyi denesinler. Bu teorimde haklı çıkarsam, kendi adıma da çok üzülürüm. Hem bunlardan bana ne, benim derdim bu da değil… Sadece literatüre ‘algı darbesi’ diye bir terim hediye etmiş olurum, o kadar…

Bu tiyatroyu kısacık ömrümüzde kaç defa seyrettik. Oyunun senaristleri sonunda kaybedenin hep ülkemiz, kazananın da başkaları olduğunu yazdılar. Yeni bir senaryo yazmaya muktedir değilseniz, verilen rolü oynarsanız, olay bu kadar basit…

Ben daha başka şeyler söyleyeceğim;

Dünya hızla bir dijitalleşmeye doğru gidiyor. Bizim uyduruk, saçma sapan gündemlerle meşgul edildiğimiz şu günlerde, ABD’de, Fransa’da, Almanya’da ve bilumum gelişmiş dünya ülkelerinde neler konuşuluyor zannediyorsunuz?

Ben söyleyeyim, örneğin Güney Kore… Geçtiğimiz aylarda ilk otonom (insansız) aracını üretti ve test yolculuğunu gerçekleştirdi.

Pyongyang ile Seul arasındaki 400 kilometrelik yolu sürücüsüz şekilde test ettiler. Ankara ve İstanbul arası kadar bir mesafede hiçbir müdahale olmadan kendisi gitti araç, kırmızı ışıkta durdu, yeşilde geçti, yakıtı bitti ikmal yaptı, hiç hatalı sollama yapmadı, kimsenin hayatını tehlikeye atmadı, o kadar centilmendi ki yayalara hep öncelik verdi. Sürücü ise kahvesini içiyor, internetten haberleri takip ediyor, yorulduğunda uyuyordu. Araçla ve yolla hiç alakadar değildi…

1800’lü yıllarda ulaşım at arabalarıyla sağlanıyordu. Bu ulaşımı gerçekleştirmek için, iki at, bir el yapımı araba ve bunu kullanan bir seyis ya da şoför gerekliydi. 100 yıl sonra motorlu taşıtların icadıyla atlar işlevsiz kaldı. Öyle ki at nesli işini kaybetmekle kalmadı, 200 yıl içerisinde neredeyse yeryüzünden silindi.

Şoförler ise kısa sürede yeni icat edilen araçları kullanmayı öğrendiler. İşsiz kalmaları bu sayede engellendi. Ama yakın dönem dijital çağda artık ne arabada ne uçak, ne de gemi vs ulaşım araçlarında insan şoförler olmayacak. Ortada kalan bu şoför işsizler ordusunun durumu ne olacak sizce? Çocuklarımız insansız araçların yazılımlarını yapacak durumda mı? Ülkemiz bu baş döndürücü teknolojik değişime ne kadar hazır?

Hayatın her alanında geçerli bu. Hamallığın, yani bedenen çalışmanın mitolojik bir unsur olacağı zamanlar çok uzak değil. Muhtemelen 200 yıl önceki atların durumuna düşecek insanlık. Yazılımı elinde bulundurmayanlar ya köle olacaklar ya da yok olacaklar. Bakın bu bir komplo teorisi değil, gelişmiş dünya ülkeleri buna başladı bile. Güney Kore’yi örnek verdim, diğer tüm ülkelerde durum aynı. Yapay zeka tartışılıyor artık.

Örneğin; bir korona dönemi içerisinden geçiyoruz. Öyle ya da böyle bilime güvenmek zorundayız. Tek gerçek şey bilim, diğer kalan her düşünce, görüş; teori ve hikayeden ibaret. Bu hastalığın aşısını bulanlar size birşeyler hatırlatmıyor mu?

Bizim OTDÜ’müz ne iş yapar? Her mezuniyet töreninde aykırı flama açmak mıdır misyonu? Neden bu aşıyı biz bulamadık? ABD’li ya da Rus bizden daha mı zeki? Biontech’in doktorları Türk değil mi, neden ülkemiz yapamadı bunu?

Her şeyi devletten bekleme hastalığımız kanserden daha berbat bir hal aldı. Sağlık Bakanı bir malum bir kişiye bile imkan tanıdı, ‘yapın, icat edin’ ben her türlü arkanızdayım demişti. Olmadı, olamadı, bunda da biz değil, gelişmiş ülkeler götürdü parsayı…

İlgi alanınız yoksa üretemezsiniz, gündeminiz sanal, uyduruk, lüzumsuz ve boş ise dikkatiniz ve heyecanınız hep bunlara angaje olur. Poker oyunundan uzaya füze çıkmasını beklemiyorsunuz herhalde…

Gelecek nesiller için zor bir dönem geliyor. Onlara bu geleceği biraz da bizler hazırlıyoruz. Gündemimizde ne yapay zeka var, ne teknoloji ne de dijital gelişim. Açılan yüzlerce üniversite, mezun olan milyonlarca öğrenci var, aşıyı bulanlar ise başkaları. Yapılan algı operasyonları kime hizmet ediyor Allah aşkına lütfen düşünün.

Hepimiz aynı gemideyiz, iktidar yapamıyorsa bunun yerine ikame olacak muhalefet bu işi sırtlamalı, öylesine bir fark oluşturmalı ki, bir zihniyet dönüşümüne şahit olmalıyız, dudağımız uçuklamalı ortaya konulan tezlerden, verilen vaatlerden. Ama görüyoruz ki tencerenin dibi diğerinden daha fazla kara. Sonuç itibariyle kaybeden gemide yaşamak zorunda olan nesillerimiz olacak.

Devlet, siyah araç içerisinde oturan kravatlı kişi demek değildir. Kişilerin bir önemi yok, aslolan devlettir ve bizim bağlılığımız bu yapıyadır. Şahıslar gelir geçer, kalıcı olan devletimizdir. Kişiler üzerinden yapılan okumalar son derece yanlış ve hiçbir olumlu sonuç doğurmayan sakat bir anlayıştır. Kişileri gönderelim derken zarar verdiğimiz değerlerin neler olduğunu düşünmemiz şart.

Benim oy vereceğim kişi artık bana yapay zekayı tartıştırmalı, dijital algoritmalardan bahsetmeli, aşıyı bulacak sözler söylemeli, değilse ‘at’ örneğini bir kez daha okuyun derim…

Vesselam…

 

PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -
KÖŞE YAZARLARI
Morlimon  Mor limon  Morlimontr