Tek Kocaeli Gazetesi | Kocaeli Haber | Kocaeli Son Dakika | Kocaeli Gündem

FETÖ’nün Siyasi Ayağı Kimdir?

FETÖ’nün Siyasi Ayağı Kimdir?
mm
Fehmi Demir( fehmi@tekkocaeli.com )
14 views
22 Şubat 2020 - 19:38

Ülkemiz; 15 TEMMUZ darbe girişimi sonrasında, dünyada eşi benzeri az görülen bir örgüt yapılanmasıyla tanıştı. Örgütü deşifre etmek için her ne kadar 17 Aralık milat olarak ilan edilse de, o dönem cereyan eden hadiselerin ne olduğunun, kime ve neye hizmet ettiğinin farkına varılamamıştı. Zira, her kutsal kavramı kendi çıkarları için fevkalade kullanan bu yapı, kurgulamasını bu sefer milletimizin hassas olduğu “yolsuzluk” algısı üzerinden yürütmüştü.

Burada bir şeyi özellikle belirtmek isterim; “Yolsuzluk yapılmadı.” diye bir iddiayı asla savunacak değilim. Günümüz insanının her türlü dezenformasyona açık ahlak anlayışına sahip olduğu bir ortamda, böyle bir iddiayı dillendirmek abesle iştigal olsa gerektir. Fakat yapılan bir usulsüzlüğün hesabını,  yine usulsüz bir yöntemle sormak demokrasi değerleri açısından doğru değildir, biz bunu savunmaktayız.

Şu bilgileri özümsemeden meseleyi doğru tahlil etme imkanımız yoktur. Bir defa bu örgütlenme, diğer tüm örgütlenmelerden farklılık arzetmektedir. Örgüt, Sosyo-ekonomik, sosyo-politik, sosyo-psikolojik ögeler açısından başka hiç bir yapıyla benzeşik değildir. Ezoterik kültist yapısı son derece orijin ve kendine hastır. Üyeleri kendilerini örgüte şakirt olarak adarlar. Takiyye yapmada üzerlerine yoktur, her ideolojiye, her düşünceye ve izm’e rahat bir şekilde uyabilirler. Yeri geldiğinde kripto elemanlar olarak uyuyan hücrelere dönüşürler. Kendi çıkarları ön plana çıktığında tüm değerleri ayaklar altına alıp diğer terör örgütleri ya da yabancı istihbarat örgütleri ile işbirliği yapmaktan çekinmezler.

1970’lerin başında sahneye çıkan bu yapılanma, ülkemiz insanının en hassas noktalarına vurgu yapmış, ülkeyi yönetseler de dahil herkesi can damarından yakalamıştır. Halkı ‘inançlı nesil yetiştirme’ vaadiyle tutarken, dış ilişkileri  “dinler arası diyalog” la, içerideki siyasileri de “eğitim/yardım hareketi” maskesiyle tutmuştur. Böylece uluslararası terör ve suç örgütü kimliğini başarılı bir şekilde maskelemiştir.

Bu örgütün gizli kimliğini tespit eden tek lider Rahmetli Necmettin ERBAKAN’dır. Hoca, (Allah rahmet eylesin) 1966 yılında bu örgütün lideriyle daha ilk karşılaşmasında onu terslemiş ve “Devletin gizli emellerle ele geçirilemeyeceğini, bunun dini olmadığını.” yüzüne haykırmıştır. Bu ilk karşılaşmada malum şahsın maskesini büyük bir gürültüyle indirmiştir. O tarihten sonra bu örgütle Hoca’nın arası hiç iyi gitmemiştir. Sonraki dönemlerde Erbakan Hoca bunlara istismar alanı bırakmamış, “Dinler arası diyalog” safsatasını D8’leri kurarak bertaraf etmiş, iç ve dış siyasette doyurucu adımlar atarak örgütün gizli emellerinin önünü tıkamasını bilmiştir. Ve o meşhur sözünü söylediğinde O’na herkes “Amma yaptın be Hoca.” demekten geri durmamıştır.

Erbakan Hoca idraklere ısrarla seslenmiş, “Çocuklarınızı bunların dershanelerine göndermeyin, yarın öbür gün siyonizme asker olurlar.” diye haykırmıştır. Türkiye bu gerçeği 2013 yılında ancak anlayabilmiş ve örgütün dersaneleri kapatılma yoluna gidilmiştir.

Pek tabidir ki, herkes Erbakan kadar basiretli ve ferasetli değildir. Rahmetli Özal’ın ‘Türk dünyası açılım planı’ hayalini bu yapı üzerinden gerçekleştirme düşüncesi, bu dönemde örgüte bir çok desteğin oluşmasını sağlamıştır. Rahmetli Ecevit’in aynı minvaldeki düşünceleri, 70’den sonra ülkeyi yönetenlerin iyi niyet gösterileri ile örgüt elemanları devlete kolayca sızma kanalları bulmuşlardır.

2002 senesinde hükümete gelen Recep Tayyip ERDOĞAN, aslında tüm bürokratik yapının bu örgüt tarafından işgal edildiği bir devlet mekanizmasıyla yüzleşmiştir. Anayasa Mahkemesi’den YÖK’e kadar devlette sızılmadık alan bırakılmamıştır. ERDOĞAN’ın, “Yanında tutarak yok etme” taktiğini sezen örgüt mensupları, sonrasında yaptıkları her hamleyle ERDOĞAN’ı devirme, hatta canına kastetme de dahil tüm yolları denemişlerdir.

Bir gerçeği dile getirmek ve hakkını vermek zorundayız. Örgütle birlikte olduğu söylenen dönemlerde dahil, bu örgütle ilk mücadeleyi başlatan, örgüte ilk kayıpları verdiren ve onu devletten söküp atan lider Recep Tayyip ERDOĞAN’dır. Bu tarihsel bir bilgi değildir, hepimizin gün gün yaşadığı, ayan beyan gördüğü bir süreçtir.

Bu gün ise birileri çıkıp, FETÖ’nün siyasi ayağı adı altında ERDOĞAN’a aba altından sopa göstermekte, çaktırmadan tehdit etmektedir. Örgütle mücadele etmesinden ötürü adeta cezalandırılmak istenmektedir. 15 Temmuz hain darbe girişimini devletin tertiplediğini ima edenler, ERDOĞAN’ı suçlu ilan etme kurnazlığına gitmektedir. Akıllarınca örgütü aklamakta, devleti suçlamaktadırlar.

Neden böyle yapılmaktadır?

Bunun bir çok nedeni vardır. Burada bu tahlillere girersek yazımızı bitiremeyiz. Şunu çok iyi biliyoruz ki, normal yollarla ERDOĞAN’la baş edemeyen, onu yenemeyen siyasi hareketler anormal yollardan medet umar duruma düşmüşlerdir. ‘Saray iktidarı’ diyerek zihinlerde algı oluşturanlar, sanki ERDOĞAN gökten düşmüş gibi davranıp, halkın %52’lik demokratik tercihini hiçe saymaktadırlar. Bu halleriyle malesef illegal örgütlerden medet umar duruma gelmişlerdir. Bu günlerde malum yapıların yeniden anti demokratik iştahları kabarmış, bu iştahlarını pervasızca tatmin yoluna başvurmaktadırlar. ‘Siyasi ayak’ yakıştırmasının tek karşılığı budur.

Böylesi bir örgütlemenin siyasi ayağı olmaz, kullandıkları siyasiler olur. Çünkü bunlar sümen altı örgütlerdir, gizlidirler. Siyaset kurumu gibi aşikar yapılarda ‘var’ olamayacaklarını çok iyi bilirler. Bu söylediklerimizi ‘Siyasi ayak’ oyunlarını çıkaranlar bilmiyorlar mı zannediyorsunuz? Elbetteki biliyorlar ama dert başkadır.

Kamu vicdanının rahatlatılması açısından örgütle bağlantısı olan, ona destek vermiş, kanunlarda belirtilen kıstaslara göre suç işlemiş siyasiler ortaya çıkarılıp elbette cezalandırılmalıdır. Bu yapılmazsa yaralanan vicdanları tamir edemeyiz. Adalet duygusu yara alır ve orada başka bir şey konuşmaya gerek bile kalmaz. Adalet herkese eşit olmalı, suça karışanların nüfuzuna bakılmamalıdır.

Son sözümüz ise şudur;

Bizim böylesi kısır çekişmeleri bırakıp devlet ve millet olarak yapmamız gereken şey, “insanlar neden böyle yapılara güveniyorlar, bu yapılar neden çabucak karşılık buluyor, insan kaynağını bu kadar çabuk temin ediyor, istismar alanları nelerdir, nelerden beslenmektedirler? Bu sorular sosyolojik temelde cevaplanmalı ve açık alanlar derhal kapatılmalıdır. Yoksa yapılan şey sivrisinek öldürmektir ve bataklık kurutulamazsa mücadele etmekte kabil değildir. Siyasilerin birbirlerini suçlamaları bu bataklığı biraz daha derinleştirmekten öteye geçmemektedir.

Vesselam…

PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -
KÖŞE YAZARLARI

HABER İHBAR